İçindeki Zorbayı Susturabilirsen, Yapabilirsin!

Bir çoğumuz iç sesimizin ve dış seslerin kurbanı oluyoruz. Atacağımız adımları, vereceğimiz kararları, alacağımız yolu, yani hayatımızı erteliyoruz.


İçimizden bazıları tüm bunları yaşarken bir karar veriyor. Dış ve iç seslere kulaklarını tıkıyor ve bunun neticesinde kendine bir çıkış noktası bulabiliyor. Kimi hayatının tutkusunu keşfediyor, kimi içindeki potansiyeli fark ediyor, kimi özgürlüğü seçiyor ve bu yolda bir hayat kuruyor. Simge de bu yaşamsal kararı verenlerden biri... 

'Pek çok kadın gibi ben de kendimi bildim bileli kafamın içinde sürekli beni eleştiren o ses ile yaşıyorum. İyiyim ama biraz agresifim, zekiyim ama tembelim, ne kadar güzelim ama biraz kilo versem, aklım bir karış havada, hayal dünyasında yaşama... Her şeyden kaçılabilir şu dünyada belki, ama insan iç sesinden ne kadar kaçabilir ki?'



İsmim Simge, bunu bildiğim kadar 30’lu yaşımda bu içimdeki seslerin bana ait olmadığını da çok iyi biliyorum. İçimin bana bütün söyledikleri dünyada yaşamış tüm kadınlara söylenegelen, öğrenilmiş, kemikleşmiş ve normalleştirilmiş bir zorbalıktan başka şeyler değil. Kaç kilo olmamız, nasıl gülmemiz, nasıl dans etmemiz, kadınlığımızı nasıl yaşamamamız, nasıl spor yapmamız gerektiği kesin kalıplarla içimize yerleştirilmiş.

Bunu fark ettiğim an tek yapmak istediğim elimde megafonlarla sokaklardaki kadınlara bağırmaktı:

O SES SEN DEĞİLSİN! 

2016 yılında pole dance’a (direk dansı) başladım. Bu hobi yanında dış sesleri de getirdi tabii: Striptizci mi olacakmışım, içeride erkek var mıymış, ya çok kaslı olursam nolurmuş... Dışarıdaki bu sesler yerini içeride şunlara bıraktı: Ben yapabilir miyim ki, tombulum, hiç güçlü değilim, inşallah kimse bana bakmaz.. Stüdyoda ilk dersime siyah uzun bir taytla gittim. İlk ve son utanmam bu oldu. Sanki herkes tanıdıktı, utanmak için bir sebep yoktu, şefkat vardı, yardımlaşma vardı, cesaretlendirme vardı. Hareket içinde özgürleşiyorduk. Her yanı ayna olan bir odada, bir avuç neredeyse çıplak kadınla beraber, bir direğe baş aşağı tutunur vaziyette kendimi müzikle harekete bıraktığımda aydınlandım. Kim koyuyordu bu kuralları? Neden göbeğimle seksi dans edemeyecekmişim? Neden şortla gezmemeliymişim? Neden yankılanan kahkahalar atamayacakmışım? Neden çok kaslı olmamalıymışım? 



Kendi işimi kurmaya beni teşvik eden işte bu aydınlanmam oldu. Benim, ve zannediyorum her kadının, içindeki zorbayı susturacak başka bir sese ihtiyacı vardı. Yapabilirsin! Markamın ismini, logosunu, kutusunu, baskısını, tasarımların her unsurunu; teker teker ellerimle, özenerek hayata geçirdim.


Her şeyiyle aynı benim bu süreçte kendime verdiğim gibi bütün kadınlara motivasyon vermesi için, yüksek feminen enerjili pembe ve kırmızı bir kimliğe sahip. Tasarımlarım, vücutlarından ve cinselliklerinden utanmayarak rahatça ve özgürce hareket eden, dans eden ve bu sayede mutlu hisseden, mutluluk veren, her şeyi yapabileceklerine inanan kadınlar yaratsın istiyorum. Bu içimizdeki zorba ses, ancak bu sayede, görünmez sınırlarımızı aşabildiğimizde susacak.